24 Followers
24 Following
meltem

meltem

I've Got Your Number - Sophie Kinsella Şaşkınlıklar içindeyim! Daha birkaç ay önce Pasaklı Tanrıça’yı yakılacaklar listeme almış, “böyle kitap olmaz olsun” demiştim ama I’ve Got Your Number’ın arc kopyası elime geçince şansımı denemeye karar verdim, iyi ki de kitabı bir kenara atmamışım.Kısa bir özet geçmek gerekirse; kitap ana karakter Poppy’nin nişan yüzüğünü kaybetmesiyle başlıyor ve bu talihsiz gece telefonunu çaldırmasıyla devam ediyor. Çöpte bulduğu bir şirket telefonunu sahiplenip, yüzüğünü arayan herkese yeni bulduğu numarayı verdiği için de en azından yüzüğü bulana kadar telefonu rehin alma kararı alıyor. Şirketin yöneticisi de gelen mailleri kendisine göndermesi şartıyla bu anlaşmayı kabul ediyor. Ancak Poppy mailleri sahibine yönlendirmek yerine, sahibinin ağzından cevaplar da yazmaya başlayınca olaylar karışıyor...Kitap çok eğlenceli, özellikle ilk birkaç bölümde gülme krizine girdim ki benim için çok da olağan bir durum değildir. Komedi dozunu ayarlayamayıp karaktere türlü şaklabanlıklar yaptıran yazarlardan da haz etmiyorum. Ne yazık ki Sophie Kinsella ile yollarımı, sadece bir kitabını okuduktan sonra ayırma nedenim buydu. Karakterlerinin yer yer takındığı 5 yaşındaki çocuk tavrı… Chick-lit kitaplardan beklentim yüksek değil. Ama bu hiç beklentim yok anlamına gelmiyor tabii ki. Aşırılıklardan hoşlanmıyorum, oradan oraya hoplayıp zıplayan yetişkin karakterler beni itiyor. Gerçek karakterler görmek istiyorum. Çok şey mi talep ediyorum? Bu kitapta da karakter durumu aynı ama 1-2 bölüm dışında çok da rahatsız edici değildi. Karakterlerle ilgili beni rahatsız eden bir diğer konu, karakterlerin hayati kararları bir çırpıda alabiliyor oluşları. Ben ne giyeceğime bile yarım saatte karar veremezken karakterlerin iş değiştirmek, kendi düğününü terk etmek gibi kararları bir çırpıda alıyor olmalarına imrenmemek mümkün değil. Ama yukarıda belirttim gerçek karakterlerle ilgili görüşümü, daha fazla uzatmıyorum.Ayrıca Pasaklı Tanrıça’yı Türkçe okuduğum için yazarın diliyle ilgili kıyaslama yapamıyorum. Çeviri farklılıklarından mı Türkçe okuduğumda sevmedim, yoksa hanımefendi tarzını geliştirdi de mi İngilizce okurken bayıldım, bilemiyorum. Ama elimdeki iki örnekle tavsiye edebileceğim şudur: mümkünse çeviriye bulaşmayın. Bir chick-lit için de böyle uzun bir yazı yazdım ya, kendime daha çok şaşırıyorum… Neyse…